|
Yunusların karşı karşıya olduğu tehditlerin başında yaşam alanı kaybı, kirlilik, ses kirliliği, iklim değişikliği, ağlara takılma ve kasti öldürme yer alıyor. Tüm dünyada kaygı verici boyutlara ulaşan bu tehlikelere dikkat çekmek için 2007 yılı Monaco Prensi Albert'in ana sponsorluğunda yunus yılı olarak ilan edildi.
Sonsuz maviliği zarif bir şekilde yararak sıçrayan
yunuslarla karşılaştığı nda keyişenmeyenimiz var mıdır? İnsanla kurduğu dost
ilişkilerden nice efsanede söz edilen, her daim "güler yüzlü" yunusları hepimiz
çok seviyoruz. Ancak ne yazık ki çok sevdiğimiz yunuslar insan kaynaklı birçok
tehdit yüzünden ciddi bir yaşam savaşı veriyorlar. Onları gerçekten sevenlerin
hemen fark edeceği gibi yunuslar aslında gülümsemiyorlar. Yunusların karşı karşıya
olduğu tehditlerin başında yaşam alanı kaybı, kirlilik, ses kirliliği, iklim değişikliğ
i, ağlara takılma ve kasti öldürme yer alıyor. Tüm dünyada kaygı verici
boyutlara ulaşan bu tehlikelere dikkat çekmek için 2007 yılı Monaco Prensi
Albert'in ana sponsorluğ unda yunus yılı olarak ilan edildi. Hükümetleri, sivil
ve özel toplum kuruluşlarını acil olarak kapsamlı koruma çalışmaları yapmaya çağıran
bu kampanyanın destekçileri arasında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP),
Göçmen Türler Konvensiyonu (CMS) ve Balina ve Yunusları Koruma Derneği (WDCS) de
yer alıyor (www.yod2007.org). Yunus Yılı ne yazık ki hem dünya hem de ülke
gündeminde yunusları n korunmasıyla ilgili kaygılarımızı artıran çok üzücü
haberlerle dolu geçti. Bilim insanları Yangtze nehir yunusunun (Lipotes
vexilifier) soyunun tükenmiş olduğunu açıkladı. Geçtiğimiz yüzyıl içinde
meydana gelen ilk büyük memeli yok oluşunun, yaklaşık 350 milyon insanın etkileşim
içinde olduğu, dünyanın en kirli nehirlerinden Yangtze'de gerçekleşmesi, dünyanın
en kirli denizlerinden Karadeniz'e kıyısı olan bizim için aslında çok uyarıcıydı.
Sularımızda yaşayan deniz memelileri de Akdeniz ve Karadeniz'in kapalı, yarı
kapalı konumu, özellikle kıyı alanlarındaki insan yoğunluğu ve faaliyetleri
yüzünden, tüm küresel tehditleri oldukça ciddi bir şekilde yaşıyorlar. Nitekim
Dünya Koruma Birliği (IUCN) kırmızı listesinde, sularımızda görülen Afalina (Tursiops
truncatus) ve Çizgili Yunus (Stenella coeruleoalba) "hassas", Tırtak (Delphinus
delphis) ise "tehlike altında" olarak geçiyor. Ancak Yangtze nehir yunusuna
sonsuza dek veda etmek bile zaten "hassas" olan Afalina üzerindeki yeni tehdidi
savuşturma kararlılığı göstermemize yetmedi. Bilim, etik ve doğa eğitimi açısından
birçok yanlışı olan, hem yunusları hem de çocukları ve ailelerini sömüren havuz
endüstrisi, yaban popülasyonları nasıl tehdit ettiğini kanıtladı. Bizler yunus
yılına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın izniyle zihinsel ve bedensel
engellileri tedavi iddiasındaki yunus terapi programları için Akdeniz'den Afalina
türü yunusların avlandığı, hatta bu sırada ölen yunuslar olduğu haberi ile
girdik. Oysa bu tür, Türkiye'nin de taraf olduğu "Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama
Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi)"'nin II.no.lu ek listesinde "Kesin
koruma altına alınan fauna türleri" arasında yer alıyor. Bu sözleşmeye göre bu
türlerin her türlü kasıtlı yakalanması ve alıkoyulması, kasıtlı öldürülmeleri"
yasak. Üstelik Afalina'nın Akdeniz'deki popülasyonu IUCN Kırmızı Listesi'nde "Hassas"
kategorisinde yer alıyor.
Sualtı Araştırmaları Derneği Deniz Memelileri Araştırma
Grubu (SAD DEMAG) ve Greenpeace Akdeniz Ofisi olarak bu konudaki kaygımızı ele
alan basın duyurumuz kamuoyuna sunulurken WDCS esaret kampanyası sorumlusu
Cathy Williamson ise ülkemizdeki gelişmelerle ilgili kaygısını şöyle dile
getiriyordu: "Türkiye'nin yunus terapi programları için canlı yunus avı yapmasını
son derece endişe verici buluyoruz. Ayrıca yunusları strese ve şiddete maruz bırakan,
ölümcül dahi olabilen bu avlar sürdürülebilir değil çünkü havuzlarda ölüm oranı
yüksek. Gerçekleşen av öncesinde yunus popülasyonlarının durumu ile ilgili
bilimsel değerlendirme yapılmamış olması da kaygı verici. Ayrıca yunus
terapisiyle uzun süreli bir tedavi sağlandığı, bu yöntemin evcil hayvanlarla
yapılacak terapiden daha etkili olduğu da bilimsel olarak kanıtlanmadı. WDCS olarak
Türkiye'deki ilgili kurumlardan yeni avlara kesinlikle izin vermemelerini ve
ACCOBAMS'a (Karadeniz, Akdeniz ve bitişik Atlantik'teki balina ve yunusların
korunması anlaşması) üye bir ülke olarak yunusları n gelecek nesiller için daha
etkin bir şekilde korunmasına destek olmalarını saygıyla talep ediyoruz."
SAD DEMAG olarak havuzlara giden herkesin yeni yunusların denizlerden
kopartılmasından sorumlu olduğunu hatırlatıyor ve hepinizi çok sevdiğimiz
yunusları n bu şekilde tutsak edilmesinin meşruluğu üzerinde düşünmeye çağırıyoruz.
Gelin hepimiz bu havuzlara gitmeme hakkımızı kullanalım.
|