Geçmişi Belgelemek Geleceği Korumak
SUALTI ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ
Anasayfa
SAD Hakkında
Üyelik
Araştırma Grupları
Haberler
Bağlantılar
İletişim
Dosya Gönder/Al
SAD Foto Galeri
SAD Üye Girişi
SAD Duyuru
Anasayfa
Yunuslar gerçekten gülümsüyor mu? E-posta
Yazar Özgür Keşaplı Didrickson   
Cumartesi, 21 Haziran 2008

Yunusların karşı karşıya olduğu tehditlerin başında yaşam alanı kaybı, kirlilik, ses kirliliği, iklim değişikliği, ağlara takılma ve kasti öldürme yer alıyor. Tüm dünyada kaygı verici boyutlara ulaşan bu tehlikelere dikkat çekmek için 2007 yılı Monaco Prensi Albert'in ana sponsorluğunda yunus yılı olarak ilan edildi.

Sonsuz maviliği zarif bir şekilde yararak sıçrayan yunuslarla karşılaştığı nda keyişenmeyenimiz var mıdır? İnsanla kurduğu dost ilişkilerden nice efsanede söz edilen, her daim "güler yüzlü" yunusları hepimiz çok seviyoruz. Ancak ne yazık ki çok sevdiğimiz yunuslar insan kaynaklı birçok tehdit yüzünden ciddi bir yaşam savaşı veriyorlar. Onları gerçekten sevenlerin hemen fark edeceği gibi yunuslar aslında gülümsemiyorlar. Yunusların karşı karşıya olduğu tehditlerin başında yaşam alanı kaybı, kirlilik, ses kirliliği, iklim değişikliğ i, ağlara takılma ve kasti öldürme yer alıyor. Tüm dünyada kaygı verici boyutlara ulaşan bu tehlikelere dikkat çekmek için 2007 yılı Monaco Prensi Albert'in ana sponsorluğ unda yunus yılı olarak ilan edildi. Hükümetleri, sivil ve özel toplum kuruluşlarını acil olarak kapsamlı koruma çalışmaları yapmaya çağıran bu kampanyanın destekçileri arasında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Göçmen Türler Konvensiyonu (CMS) ve Balina ve Yunusları Koruma Derneği (WDCS) de yer alıyor (www.yod2007.org). Yunus Yılı ne yazık ki hem dünya hem de ülke gündeminde yunusları n korunmasıyla ilgili kaygılarımızı artıran çok üzücü haberlerle dolu geçti. Bilim insanları Yangtze nehir yunusunun (Lipotes vexilifier) soyunun tükenmiş olduğunu açıkladı. Geçtiğimiz yüzyıl içinde meydana gelen ilk büyük memeli yok oluşunun, yaklaşık 350 milyon insanın etkileşim içinde olduğu, dünyanın en kirli nehirlerinden Yangtze'de gerçekleşmesi, dünyanın en kirli denizlerinden Karadeniz'e kıyısı olan bizim için aslında çok uyarıcıydı. Sularımızda yaşayan deniz memelileri de Akdeniz ve Karadeniz'in kapalı, yarı kapalı konumu, özellikle kıyı alanlarındaki insan yoğunluğu ve faaliyetleri yüzünden, tüm küresel tehditleri oldukça ciddi bir şekilde yaşıyorlar. Nitekim Dünya Koruma Birliği (IUCN) kırmızı listesinde, sularımızda görülen Afalina (Tursiops truncatus) ve Çizgili Yunus (Stenella coeruleoalba) "hassas", Tırtak (Delphinus delphis) ise "tehlike altında" olarak geçiyor. Ancak Yangtze nehir yunusuna sonsuza dek veda etmek bile zaten "hassas" olan Afalina üzerindeki yeni tehdidi savuşturma kararlılığı göstermemize yetmedi. Bilim, etik ve doğa eğitimi açısından birçok yanlışı olan, hem yunusları hem de çocukları ve ailelerini sömüren havuz endüstrisi, yaban popülasyonları nasıl tehdit ettiğini kanıtladı. Bizler yunus yılına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın izniyle zihinsel ve bedensel engellileri tedavi iddiasındaki yunus terapi programları için Akdeniz'den Afalina türü yunusların avlandığı, hatta bu sırada ölen yunuslar olduğu haberi ile girdik. Oysa bu tür, Türkiye'nin de taraf olduğu "Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi)"'nin II.no.lu ek listesinde "Kesin koruma altına alınan fauna türleri" arasında yer alıyor. Bu sözleşmeye göre bu türlerin her türlü kasıtlı yakalanması ve alıkoyulması, kasıtlı öldürülmeleri" yasak. Üstelik Afalina'nın Akdeniz'deki popülasyonu IUCN Kırmızı Listesi'nde "Hassas" kategorisinde yer alıyor.

 Sualtı Araştırmaları Derneği Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD DEMAG) ve Greenpeace Akdeniz Ofisi olarak bu konudaki kaygımızı ele alan basın duyurumuz kamuoyuna sunulurken WDCS esaret kampanyası sorumlusu Cathy Williamson ise ülkemizdeki gelişmelerle ilgili kaygısını şöyle dile getiriyordu: "Türkiye'nin yunus terapi programları için canlı yunus avı yapmasını son derece endişe verici buluyoruz. Ayrıca yunusları strese ve şiddete maruz bırakan, ölümcül dahi olabilen bu avlar sürdürülebilir değil çünkü havuzlarda ölüm oranı yüksek. Gerçekleşen av öncesinde yunus popülasyonlarının durumu ile ilgili bilimsel değerlendirme yapılmamış olması da kaygı verici. Ayrıca yunus terapisiyle uzun süreli bir tedavi sağlandığı, bu yöntemin evcil hayvanlarla yapılacak terapiden daha etkili olduğu da bilimsel olarak kanıtlanmadı. WDCS olarak Türkiye'deki ilgili kurumlardan yeni avlara kesinlikle izin vermemelerini ve ACCOBAMS'a (Karadeniz, Akdeniz ve bitişik Atlantik'teki balina ve yunusların korunması anlaşması) üye bir ülke olarak yunusları n gelecek nesiller için daha etkin bir şekilde korunmasına destek olmalarını saygıyla talep ediyoruz."

SAD DEMAG olarak havuzlara giden herkesin yeni yunusların denizlerden kopartılmasından sorumlu olduğunu hatırlatıyor ve hepinizi çok sevdiğimiz yunusları n bu şekilde tutsak edilmesinin meşruluğu üzerinde düşünmeye çağırıyoruz. Gelin hepimiz bu havuzlara gitmeme hakkımızı kullanalım.

 
< Önceki   Sonraki >

Site Haritası
Kıyı Günü
Sualtı Sanal Müzesi

Sahil Keşif
www.sahilkesif.org